Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul'da konuşuyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul'da "Tokatlılar Buluşması" etkinliğinde açıklamalarda bulunuyor.

29 Mart 2015 Pazar 15:36
Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul'da konuşuyor
Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul'da Tokatlılar buluşmasında konuşuyor.
Erdoğan'ın o konuşması:

''Sevgili Tokatlılar,

Değerli Kardeşlerim,

Hanımefendiler, Beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Bu güzel buluşma vesilesiyle bizleri bir araya getiren Tokatlılar Konfederasyonumuza, Sayın Başkana, Dernek yöneticilerimize şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

Sözlerimin hemen başında 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 62,3 oranındaki bir destekle şahsıma teveccüh gösteren Tokat’a, tüm Tokatlılara huzurunuzda şükranlarımı sunuyorum. İnşallah yakın bir zaman içerisinde Tokat’ta toplu açılış törenini yapacağız. İnşallah Tokat’a gideceğim. Çünkü Tokat’a bu benim bir borcumdur. Hem şükran, hem de bu tür açılış törenleri. Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’nın şehri, Tokat. Kendisine yakışanı yaparak Türkiye için dönüm noktası olan bu seçimde farkını bir kez daha ortaya koydu. Seçimden yaklaşık 1 ay önce 9 Temmuz’da Tokat’ta yaptığımız mitingde ve akşamında da Erbaa’daki iftarda bize verdikleri sözü tutan tüm kardeşlerimi buradan sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Tokat, her zamanki gibi bize gönlünü, kalbini, yüreğini açıyor. O meşhur Tokat türküsünde ne diyor? “Yola yolladım seni de, yollar yormasın seni.” Biz Tokatlı kardeşlerimizle buluşmak için yolları, yolların yorgunluğunu asla bahane etmiyoruz. Burada olduğu gibi her fırsatı değerlendirip onlarla bir araya geliyor, hasret gidiyor, hasbihal ediyoruz. Bu coşkunuz, bu dostluğunuz, bu kadirşinaslığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Allah birliğimizi, beraberliğimizi, uhuvvetimizi bozmasın.

Değerli kardeşlerim,

Tabii Tokat deyince bu yıl 100. Yıl Dönümü’ne ulaştığımız Çanakkale Savaşları’nı anmadan geçmek olmaz. Öncelikle bu savaşta şehit olan, gazi olan kahramanlarımıza Cenabı Allah’tan rahmet diliyorum. Çanakkale, bu milletin son 200 yıllık dönemindeki en büyük dönüm noktasıdır. 1800’lü yıllar boyunca süren yenilgiler ve kayıplar zinciri Çanakkale’de kırıldı. Milletimizin önünde yepyeni bir dönemin perdeleri burada açıldı. Bu zafer elbette kolay kazanılmadı. En son Balkan hezimetinin utancını yaşayan ordumuz, asırlık gerileme döneminde maruz kaldığı kayıplar sebebiyle artık ayakta dahi durmakta zorlanan milletimizle el ele vererek bu zaferi tarihe altın harflerle yazdı. Bunun için gerçekten çok büyük fedakarlıkları göze aldık. İşte sembolik olarak şu anda Çanakkale’ye giden Onbeşliler bakın burada, bana göre sol tarafta, salonun sağında. Şöyle ellerinizi bir kaldırın bakalım gençler. Bunlar kınalı kuzular, kınalı kuzular bunlar. Yıllardır kesintisiz süren savaşlarda kırılan, yorulan, zayıflayan ordumuz, Çanakkale’de düşmanın karşısına o dönemdeki en eğitimli, en kıymetli, en genç insan kaynağımızla çıktı. Bilhassa kara savaşlarının sıcak günlerinde eli silah tutan herkes Çanakkale’ye koştu. Tokat yöremizin o meşhur Onbeşli türküsü, az önce Değerli Sanatçımız Züleyha Hanım’ın o söylediği Onbeşli türkü, bir diğer tanımıyla ağıtı işte bunları anlatır. Bu Türkü Rumi takvimle 1315 doğumlu, bugünkü takvimle 1897 doğumluların 1916 yılında askere alınışları üzerine yakılmıştır. Askere alınan bu evlatlarımız o tarihte henüz 18 yaşında olan bugünkü lise öğrencisi durumundaki gençlerden oluşuyordu.

“Hey onbeşli onbeşli, Tokat yolları taşlı. Onbeşliler gidiyor, kızların gözleri yaşlı.” Sadece kızların değil tüm milletimizin yaşlı gözlerle askere uğurladığı 18 yaşındaki bu civanlardan pek azı geri dönebildi. Onlar hayatlarının baharında, bir gül bahçesine girer gibi toprağa düştüler. Ve analar, bu evlatlarının eline kınaları yaktı ve öyle gönderdi. Biliyorsunuz bizde öyle kına rastgele yakılmaz. Biz, evlenecek kızımıza, işte bir diğeri de bakın askere gönderilen yavruya. Ama bize üzerinde bir asırdır özgür şekilde yaşadığımız bu vatanı bıraktılar. Onbeşlilerin fedakarlıkları olmasaydı, bu millet belki de Kurtuluş Savaşı’nı verecek ve zafere ulaştıracak takati kendisinde bulamayacaktı. 18 yaşındaki o kahramanlar bu milletin Anadolu’daki bin yıllık varlığına kastedenleri kanlarıyla, canlarıyla durdurarak, bitmeyen ve bitmeyecek olan bir hesabı bir kez daha bizim lehimize kapatmışlardır.

İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale ve tüm şehitlerimiz için bakın nasıl dua ediyor, bu da çok anlamlı: “Millet için etti mi ordum sefer, kükremiş aslan kesilir her nefer. Döktüğü kandan göğü vursun zafer, toprağa bir damlası boşa akmasın. Amin desinler hep birden yiğitler, Allahu ekber, gökten şehitler, amin amin, Allahu ekber.”  Ben şehitlerimizin tek bir damla kanının dahi toprağa boşa akmadığına inanıyorum. Onbeşlilerden ve tüm şehitlerimizden Allah razı olsun. Bizleri ve bizden sonraki nesilleri onlara layık olma şerefine nail etsin.

Değerli Kardeşlerim;

Bugünkü Onbeşlilere, yani gençlerimize düşen Çanakkale ruhunu asla unutmamak ve unutturmamaktır. Bunun için çocuklarımızı bir fırsatını bulup mutlaka Çanakkale Şehitlikleri’ne götürelim. Oradaki kabristanları, siperleri, anıtları ziyaret etsinler. Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi’ne gidip, orada kendilerine verilen bilgileri dikkatle dinlesinler. Onbeşlilerin hangi şartlarda mücadele verdiğini ve nasıl mucizevi bir zafer kazandıklarını bizzat görsünler, hissetsinler.

Çünkü maalesef aradan geçen 100 yıla rağmen hala Çanakkale’yi anlayamayanlar var. Çanakkale’yi hala savaşlardan bir savaş zannedenler var. Çanakkale’yi hala Almanya’yla birlikte yürüttüğümüz savaşın cephelerinden biri sananlar var.

Hâlbuki Çanakkale’de verilen mücadele Şark’ın Sevgili Sultanı Selahaddin’in, Sultan Alparslan’ın, Fatih Sultan Mehmet’in verdiği mücadelenin devamıydı. Ve Gazi Mustafa Kemal’le süren bu kara savaşları da işin farklı bir boyutuydu. Çanakkale’de savaşanlar bunun için Bedr’in aslanlarıyla mukayese edilen bir şanlı mücadelenin kahramanlarıydı. O gün cepheye koşanlar geride ey anne, ağlama diye mektuplar bırakırken, nereye gittiklerini, niçin gittiklerini, nasıl bir mücadele edeceklerini ve akıbetlerini çok iyi biliyorlardı. Nitekim anneler de Çanakkale’de yaralanan evlatları için ağlamak, dövünmek yerine, ‘kolunun o yarası 100 bin Müslüman’ın namusunu kurtardı’, diyerek adeta sevinçlerini ifade ediyorlardı; anayı görüyor musun, bizim analarımız böyle ana, öyle rastgele değil. Babalar evlatlarına yazdıkları mektuplarda onlara şunu söylüyorlardı: Ya gazi olup avdet, ya şehit olup dahili cennet ol, diyorlardı, bu çok önemli bir şey, bu tespit çok anlamlı bir tespit.

Bunlar ölümü korkutan insanlardı, ölümden korkan değildi bunlar, bir böyle bir ecdadın torunlarıyız. Çanakkale’de savaşanlar da, onları oraya gönderen anne-babalar da verilen mücadelenin anlamını gayet iyi biliyorlardı. Çanakkale’nin manasını 100 yıldır hala çözememiş olan bazı gafillerin, bazı cahillerin, bazı hainlerin tersine onlar her şeyin farkındaydı.

Malazgirt Zaferiyle başlayıp İstanbul’un Fethiyle zirveye ulaşan büyük mücadelenin son mührü Çanakkale’dir. Azametli gemileriyle, en modern silahlarıyla, çeşit çeşit milletlerden oluşan ordusuyla Çanakkale önünde yenilenler oradaki amaçlarından vazgeçmediler, vazgeçmezler. Onun için Çanakkale’deki ruha, Çanakkale’deki imana, inanca, azme sıkı sıkıya sahip çıkmalıyız. En küçük bir gevşeklik, en küçük bir boşluk, en küçük bir gaflet, bizi yeniden Balkan bozgunu utancına ve daha öncesindeki kayıplara geri döndürür.

Değerli Kardeşlerim;

Bugün yaşadığımız sıkıntılar sanmayın ki, bu coğrafyada bin yıldır yaşadığımız hadiselerden bağımsızdır. Mücadele farklı yöntemlerle, farklı görünümlerle bugün de aynen devam ediyor. Daha 20 yıl önce Balkanlar’da olanlar bunun bir parçasıdır. Bizim son 12 yıldır yaşadıklarımız da asla bu bin yıllık mücadeleden ayrı değildir. Bugün Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Filistin’de, Libya’da, Yemen’de yaşananlar da bunun bir parçasıdır.

Aynı şekilde çözüm süreciyle üstesinden gelmeye çalıştığımız mesele de aynı mücadelenin bir parçasıdır. Hatta paralel devlet yapılanması diye ifade ettiğimiz şer cephesiyle ülkemizde ve dünyanın dört bir yanında verdiğimiz mücadelede aynı tarihi sürecin bir parçasıdır. Şimdi soruyorum; Ey imamlar niye kaçıyorsunuz? Bunlar bizim arkasında saf tuttuğumuz imamlar değil ha. Bunlar farklı bir cins imamlar. Niye kaçıyorsunuz? Yoksa bir suçunuz, durun burada, niye gidiyorsunuz? Yani Başbakan’ın ofisine böcekleri yerleştirmek suretiyle kalkıp da, Başbakan hangi bakanla, uluslar arası hangi başbakanla neyi konuşuyor, bunu takip etmek isteyenler siz değil miydiniz? Madem dürüsttün, ya sen Emniyetin bir mensubusun, sen Başbakan’ın yanında bir görevlisin ya, sen ne zamandan beri ajanlığa, casusluğa başladın? Peki, niye kaçıp gidiyorsun o zaman? Nereye kaçarsanız kaçınız, sizi bulacağız. İşte Romanya’ya kaçtınız ve orada yakalandınız. Dedik ya, bunları inlerinden çıkaracağız ve şimdi inlerinden çıkarılıyor.

Kardeşlerim,

Bu coğrafyayı bize yar etmek istemeyenler her dönemde farklı kesimleri kullanarak, farklı yöntemleri devreye sokarak, hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. Biz de tarihimizin, inancımızın, kültürümüzün bize yüklediği misyonun gereğini yerine getiriyoruz, getirmeye devam edeceğiz. Bu mücadele milletimizin kaderidir. Ne diyor şair: “Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır. Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır. Gün batsa ne olur, geceyi onaran bir mimar vardır.” Mesele bu. Biz kaderin üstündeki kadere teslim olarak mücadelemizi sürdüreceğiz. Suriye’de sürdüreceğiz, çözüm süreciyle sürdüreceğiz, Irak’ta sürdüreceğiz, paralel devlet yapılanmasıyla mücadeleyle sürdüreceğiz. Tüm mazlumlara, mağdurlara, gariplere el uzatarak, onların dertlerine derman olmak için var gücümüzle çalışarak sürdüreceğiz. Filistin’de de sürdüreceğiz, dünyanın dört bir yanında, Myanmar’da da olsa oraya da uzanacağız, Açe’ye de uzanacağız, çünkü bu bizim tarihi mesuliyetimizdir. Türkiye’yi 2023 hedeflerine ulaştırarak sürdüreceğiz.

Hamdolsun, bu mücadelede milletimiz yanımızda, hamdolsun, bu mücadelede Tokatlı kardeşlerimiz yanımızda. Hamdolsun bu mücadelede, hiç endişe etmeyin, bize eğilmek yakışmaz, biz sadece rükûda eğiliriz, başka yerde asla. Coğrafyamızdaki tüm kardeşlerimiz yanımızda, bize bu yeter, gerisi kader.

Değerli Kardeşlerim,

Çanakkale’yi de, Kut’ül Ammare’yle başlayıp Kurtuluş Savaşı’yla devam eden bir mücadele döneminin sonunda Cumhuriyetimizi kurduk. Eksiğiyle fazlasıyla, hatasıyla sevabıyla son devletimizi 92 yıldır yaşattık, inşallah ilelebet yaşatacağız.

Cumhuriyet, bizim ilk değil son devletimiz. Cumhurbaşkanlığı Forsumuzda yer alan 16 yıldız, 2 bin 200 yıllık devlet geleneğimizi temsil ediyor. Dünya değiştikçe, şartlar değiştikçe devletlerin de, milletlerin de bu değişime uygun şekilde kendilerini yenilemeleri, daha ileriye götürmeleri gerekiyor. Herkesin ilerlediği yerde siz mevcudu korumanın çabasına girerseniz aslında geriye düşmüş olursunuz, bu durumu kabullenmiş olursunuz. Türkiye, 92 yıllık Cumhuriyet tarihinde darbe dönemlerinde yerinde saymak şöyle dursun geriye gitti. Bu süreçte milletimiz pek çok fırsatı kaçırdı, benzer şartlarda yola çıktığı ülkelerin gerisine düştü. İnşallah artık darbeler, vesayetler dönemi geride kaldı, bunu böyle bilelim.

10 Ağustos 2014, Cumhurbaşkanlığı seçimiyle Cumhuriyet tarihimizin yeni bir dönemine ilk adımı attık. Artık Cumhurbaşkanını, Cumhurbaşkanımızı siz seçtiniz, millet seçti. Parlamenter sistem, artık bekleme odasına girmiş bulunuyor. Yeni Türkiye’nin ilk işareti 10 Ağustos’tur. Şimdi önümüzde 7 Haziran’da bir seçim var. Bu seçimi yeni Türkiye yolunda yeni anayasa ve başkanlık sistemi için bir fırsata dönüştürmeliyiz.

Kardeşlerim,

Ben bu seçimde milletime sesleniyorum ve diyorum ki; 400 milletvekilini vermeye hazır mıyız? Maşallah. 400 milletvekilini vermeye hazır mıyız?  Ben inanıyorum ki Tokatlılar İstanbul’da da, Tokat’ta da birbirleriyle iletişim kurarak kapı kapı dolaşmak suretiyle… Bak, oradan hemen ben işareti gördüm, 400 vekil tamam inşallah. Ama durmak yok. Bu çok önemli. Tabii bununla iş kalmıyor. İnşallah 400 vekille arzulanan, beklenen, istenen ne gelecek? Yeni anayasa gelecek. Yeni anayasa, yeni Türkiye’nin temel taşlarını oluşturuyor. Yeni anayasayla beraber ne gelecek? Onunla beraber de inşallah başkanlık sistemi gelecek.

Sevgili Tokatlı Kardeşlerim;

Bakınız, bizim hıza ihtiyacımız var, çok başlılık asla. Ve karar sürecini hızlandırmamız lazım. Karar sürecini ne kadar hızlandırabilirsek, şunu bilin ki Türkiye nasıl ki 12 yılda 230 milyar dolardan, 820 milyar dolara yükseldiyse, ben diyorum ki, bizim 30 yıllık bir sürece bunun 12 yılı geride kaldı, 30 yıla bunu tamamlamamız lazım, ama 3 trilyon dolar, 4 trilyon dolarlık bir milli geliri de yakalamamız lazım. Bunu yakalar mıyız? Yakalarız. Bütün mesele inanç, bütün mesele inanmak ve bunun ardından çalışmak.

Biliyorsunuz iman öyle bir şeydir ki, tekeden bile süt çıkartır, bu böyle bir şey. Şimdi bunu kendi adıma herhangi bir paye peşinde olduğum için istemiyorum. Bunu son devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini ancak bu şekilde garanti altına alabileceğimize inandığım için istiyorum. Zaten kapanmış olan darbeler ve vesayetler dönemini tamamen tarihin tozlu sayfalarına gömmek, milli iradeyi en üste çıkarmak için bunu istiyorum. Onun için ne dedik bugüne kadar, şimdi ne diyoruz? Tek millet, öyle mi? Hep birlikte tek millet diyoruz. Tek bayrak diyoruz, tek vatan diyoruz, tek devlet diyoruz. Rabia bu; tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet.

Şimdi birileri ülkemizi bölmenin gayreti içindeler. Onun için 6-7-8 Eylül olaylarını yaşadık değil mi, bu olaylarda milletimizi sokağa dökenler, milletimizi paramparça etmek isteyenler, Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Gürcü’sü, Abhaza’sı vesaire ne bekliyorlardı? Ve cam, çerçeve, tüm kamu araçları, özel vatandaşlarımızın araçları, bütün bunlar yakılıp yıkılırken, insanlar öldürülürken ne bekliyorlardı?

Değerli Kardeşlerim,

Bütün bu gerçekler ortadayken işte şimdi iç güvenlik yasası çıkıyor, bundan bile rahatsızlar. Neden? İç güvenlik yasası bunların performansını düşürecek de onun için. Bunlar böyle terör veya terör eylemlerine zemin bulamayacaklar. İşte onun için yeni Türkiye’ye, yeni Türkiye için de yeni anayasa ve başkanlık sistemine ihtiyacımız var. Tokatlı kardeşlerimin de milletimizin büyük çoğunluğu gibi yeni Türkiye’yi istediğine, yeni anayasayı, başkanlık sistemini desteklediğine inanıyorum.

Ben bir kez daha Tokatlılar Buluşmasında sizlerle bir araya gelmekten duyduğum memnuniyeti ifade ediyorum.''

    Yorumlar

Tümü Anket
İDAM yasası çıksın mı?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Arşiv