Dünyanın yüz akı yine Türkiye oldu

ABD'nin dünyayı karşısına alarak Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve dün büyükelçilik binasını kutsal kente taşıması, Filistinlileri sokağa döktü. Protestolarda İsrail askerleri Filistinlilere ateş açtı, şehit sayısı 59'a çıktı. İsrail'in estirdiği teröre karşı yine dünyada en yüksek ses Türkiye'den geldi.

MEHMET ACET: İSRAİL VAHŞETİNE KARŞI DUT YEMİŞ BÜLBÜL KESİLENLER

2009 Ocak ayında, o dönem başbakan olan Tayyip Erdoğan Davos’ta ‘one minute’ dediğinde bir Yunan televizyonunda şu yorum yapılmıştı:

“Türkiye’nin Başbakanı şu gezegende herkesin söylemek isteyip de söyleyemediği şeyi söyledi.”

Dün İsrail’in Gazze sınırında imza attığı vahşet sonrası, bu zorbalığa karşı koyan en güçlü ses yine Türkiye’den çıktı.

Ankara adına yapılan açıklamalar yine “Şu gezegende herkesin söylemek isteyip de söyleyemediği” türden tepkileri yansıtıyordu.

Şimdi bir kısmınız diyecek ki, güçlü ses çıkıyor da arkası neden gelmiyor?

Yok, öyle değil.

Ankara bu işin arkasını da getirdi.

Aralık ayında BM’lerde yapılan Kudüs oylamasını hatırlayalım.

Ya da, yine aynı ay içerisinde İstanbul’da toplanan İslam İşbirliği Örgütü’nün sonuç bildirgesinde yer bulan “Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti ilan ediyoruz” cümlesini.

Bunlar kınamanın, kuru gürültü çıkarmanın ötesine geçen adımlardı.

Aralık ayında Türkiye’nin ev sahipliğinde o güçlü iradeyi ortaya koyanlar, bugün o iradeyi kuvveden fiile geçirsinler, bakın bakalım neler oluyor.

Zorbalık tam da böyle bir şey işte.

İsrail’in son örneğini dün sergilediği vahşetin bizatihi kendisidir.

Elindeki gücü hakimiyeti altındaki zayıf insanlara karşı küstahça kullanmanın adıdır zorbalık.

İsrail, bu tür vahşetlere hesap kitap yaparak kendisine gösterilecek tepkileri ölçerek imza atıyor.

Dün Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, haklı olarak “Türkiye’den başka ses veren kimse yok” diye sesleniyordu.

Çağrının muhatabının neresi olduğu belli.

Her biri bir yerlere savrulmuş, kimileri İsrail’in kucağına oturmuş durumdaki Arap yönetimleri bu sözün doğrudan muhatabı oluyordu.

Zorbalığın bir ucunda, “Artık İsrail’deki ABD elçiliğini Kudüs’e taşımanın vakti gelmiştir” diyerek bu kanlı sürecin fitilini ateşleyen ABD Başkanı Trump var.

İsrail’in Kudüs’te ABD elçiliğine tahsis ettiği elçilik binasının tapusunun bile Filistin’e ait olduğunu düşününce zorbalığın hangi raddede olduğu kolayca anlaşılabiliyor.

Etrafı boşaltılan bir yalnız adam olarak ülkesindeki İsrail lobisinin güdümüne giren Trump’ın önümüzdeki süreçte başka yeni adımlar atmasını da bekleyebiliriz.

İsrail, böyle katliamlara genellikle, Filistinlilerin en yalnız kaldıkları dönemlerde imza atıyor.

Şimdi de öyle değil mi?

Bir kuru ses çıkarmaya bile mecalleri kalmamış, cesaretlerini tümden yitirmiş, ruhsuz bedenler haline dönüşmüş, ikbal uğruna mazlum Filistinlileri satıp, İsrail’in oyuncağı haline gelmiş bir takım Arap ülkelerinin prenslerine mi umut bağlanacak?

Suudi Arabistan’a mı, zorbalığın daniskasını kendi ülkesinde uygulayan Mısır’ın Sisi’sine mi?

BM’de Kudüs kararı oylanırken “Başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti ve iki devletli çözüm dışında başka bir yol yok” diyen BM Genel Sekreteri kadar bile cesareti kalmamış olanlardan ne beklenebilir ki?

Geçen sene Ramallah’ta küçük bir dükkana fıstık almak için girdiğimde “Türkiye’den gelenlerden para almıyoruz” diyen Filistinli genç adam, bugün Türkiye’den herhangi bir kimse oraya gitse yine aynı şeyi diyecektir.

Bir dönem söylendiğinde alay edilen, üzerinde tepinilen ‘değerli yalnızlık’ denilen şey, tam da böyle bir şeydir.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler hava bombardımanıyla Polonya’nın başkenti Varşova’da taş üstünde taş bırakmamıştı.

Daha sonra bu kente genel vali olarak atanan bir Nazi subayı, Hitler’den aldığı güçle, “Bu kentteki herkes üzerinde yaşatma ve öldürme hakkını elimde tutuyorum” demişti.

Şimdi Netenyahu, işgal altında tuttuğu mazlum Filistin halkına karşı aynı gözle bakıyor.

Zorbalığın daniskası değilse nedir bu durum?

ALİ KARAHASANOĞLU: FİLİSTİN’DE KATLİAM VARKEN TÜRKİYE’DEKİ İŞTEN ÇIKARMALARLA MEŞGULLER!

Dünyanın nasıl karıştırıldığını görüyorsunuz değil mi?

Kimseye menfaati olmayacak bir büyükelçilik kararının, bile bile nasıl gündeme getirilip, Müslümanların kışkırtıldığını..

Sonrasında da, protesto edenlerin acımasızca şehit edildiklerini, görüyorsunuz değil mi?

Bu ölümlerin sorumlusu kim?

Başta İsrail..

Onunla birlikte ABD..

Bunlara gerekli tepkiyi göstermeyen, bunlarla dostluk ilişkilerini sürdüren Müslümanlar..

Avrupa’yı.. Batı’yı.. ABD’yi bize, “İnsan haklarına saygılı, çağdaş devletler” olarak gösterenler..

Batı’daki oluşumları, objektif kuruluşlar olarak bize yutturmaya çalışan, bizim içimizdeki şirinlik budalası kuruluşlar, topluluklar..

Dün, ABD’nin İsrail’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı hayata geçirilmeye çalışılırken..

Bu tahrik dolu karar, “Çözüm için bir adım” olarak dünyaya sunulurken..

Oynanmak istenen kirli oyunu protesto eden 52 Filistinli, İsrail kurşunları ile şehit edildi.. 

İsrail’i otorite kabul eden, ABD’deki FETÖ’nün elebaşısından ses çıkmadı ama..

O elebaşının destekçisi medya organlarında, 52 Filistinlinin şehit olduğu saatlerde, Türkiye ile ilgili, batılı kuruluşların raporları uzun uzun övgülerle, takdimlerle yayınlandı..

Ne imiş?

İnsan Hakları İzleme Örgütü rapor hazırlamış..

Demişler ki, “Türkiye, akademisyenler için yaşanmaz hale geldi!”

Hay akademisyenleriniz de batsın..

Siz de batın, e mi!

Durduk yerde, 52 Filistinli şehit ediliyor..

2000’den fazla yaralı var..

Şehit sayısı her saat artıyor..

Filistinlileri “insandan saymadıkları”ndan mıdır..

Yoksa “İsrail’in işlediği suçları görme yetkileri olmadığı”ndan mıdır..

Filistin’de yaşanan insan hakları ihlallerini rapor etmeyen, kendisine araştırma konusu olarak görmeyen bir kuruluş..

Türkiye’deki darbe süreci sonrasında bir kısım akademisyenin işten çıkarılmasına kafayı takmış, rapor üstüne rapor düzenliyorlar..

Dertleri insan hakları ise..

En başta gelen insan hakkı, “hayat hakkı”dır..

Bırakın işten çıkarılmayı..

Bırakın üç gün gözaltında tutulmayı..

Birkaç saat içinde..

Bir devletin güvenlik güçleri..

Hiçbir orantılılık olmaksızın..

Kendilerine yönelik hiçbir silahlı saldırı olmaksızın..

Ateşli silahlarla kalabalıkları hedef alıyor..

Ve 52 insanı öldürüyor..

Bu ölümler yaşanır iken..

İşten çıkarılmalarla meşgul olanlarda vicdan var mıdır?

Binlerce Filistinli, toplu olarak ölümcül yaralanmalara muhatap olur iken..

“Akademisyenlerin her istediklerini söyleyemedikleri” iddiaları ile gündem oluşturmak isteyenlerde insaf var mıdır?

Bu insafsızları ciddiye alıp, raporlarını haberleştirenlerde insanlık var mıdır?

Bunların gerçek yüzlerini göstermeyen, imza attıkları ikircikli tavırları deşifre etmeyenlerde dürüstlük var mıdır?

 •

ABD-İsrail ortaklığında Filistinlilere reva görülen son katliama kimler itiraz ediyor?

Mısır’ın darbecisi Sisi’den ciddi bir itiraz var mı?

Suudi Arabistan’ın kralından yüksek sesli bir itiraz var mı?

Hatta.. Son günlerde ABD ile papaz olan İran’dan dahi kayda değer bir karşı çıkış var mı?

Yok..

Arap Birliği, yarın toplanacakmış..

Toplanıp da ne yapacaklar ise..

ABD’den biraz daha silah almayı mı kararlaştırırlar..

Yoksa..

“Bütün suç Filistinlilerde.. Niye protesto ediyorlar ki? Bıraksınlar, adamlar büyükelçiliklerini taşısın..” mı diyecekler..

Bilemiyorum..

Ama yine dünyanın ak yüzü, Türkiye oldu..

ABD-İsrail ortak yapımı provokasyona ve sonrasındaki protestoculara yönelik acımasız katliama en sert tepkiler, Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde Türkiye’den geldi..

Öyle ki..

Tepki sadece Tayyip Erdoğan’dan değil..

Düne kadar..

“Canım, biraz düşünüp de açıklama  yapılmalı.. Türkiye’yi bağlayacak açıklamalarda aceleci davranılmamalı.. Bin düşünüp, bir söylenmeli” türünden açıklamalarla, Tayyip Erdoğan’ı daha mülayim açıklamalara davet eden anamuhalefet partisi genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bile, hiç çekinmeden restini çekmiş: “Gazze’de yaşanan katliamı lanetliyor, ABD ve İsrail yönetimlerini kınıyorum.”

Sadece Kılıçdaroğlu değil.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce de..

Tayyip Erdoğan’ın bir adım daha önünde olabilmek için..

Önce “Amerika ve İsrail, Ortadoğu’da kalıcı bir husumet gerçekleştiriyor. Kınıyoruz onları buradan. Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlere sesleniyorum, çekin derhal Washington’daki büyükelçiyi” çağrısını yapmış..

Doğru söylemiş..

Her ne kadar..

Mavi Marmara gemisi ile ilgili olaylar sonrasında..

İsrail’deki büyükelçiliğin geri çekilmesinde siyasi iktidara gerekli desteği vermemiş iseler de..

Büyükelçilik kapalı olduğu dönemde, sürekli siyasi iktidarı “Herkesle kavgalılar” eleştirisine muhatap ederek, zımnen İsrail taraftarlığı yapmış iseler de..

Şimdi ilk ağızda, ABD’deki büyükelçinin geri çağrılmasını önermeleri, haklı ve doğru bir taleptir..

Bununla da yetinmemiş, Muharrem İnce.. 

Devamında da vaadini patlatmış:

“Cumhurbaşkanı seçilirsem, Gazze’ye gideceğim..”

Ne diyelim?

Hem CHP’nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na

Hem de cumhurbaşkanı adayları Muharrem İnce’ye..

Tebriklerimizi sunalım..

Devamını dileyelim..

“İşte böyle, mazlumdan yana olun..

Zalimlere şirinlik yapmayın..” diyelim..

Anahtar Kelimeler:
TürkiyeFilistin
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.