Karabük'ten Bir Cumhurbaşkanı Geçti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Karabük'te hoş bir seda bıraktı.

27 Mart 2015 Cuma 21:52
Karabük'ten Bir Cumhurbaşkanı Geçti
Foto galeriye git
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Karabük konuşması:
''Değerli Karabüklüler,

Sevgili Kardeşlerim,

Sizleri En Kalbi Duygularımla Selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, Cumhurbaşkanlığı seçiminde verdiğiniz yüzde 65’lik destek için, her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. İnşallah desteğinize layık olacak, hep birlikte Yeni Türkiye’yi inşa edeceğiz.

Açılışını yaptığımız, 26 kalemde, 1 katrilyon 386 trilyon liralık kamu ve Kardemir yatırımının hayırlı olmasını diliyorum.  Eğitimde, Safranbolu Yazıköy İlköğretim Okulu’nu, Merkez Anadolu Öğretmen Lisesi’nin 400 kişilik kapalı spor salonunu, yüzme havuzunu, Eskipazar Gençlik Merkezi’ni tamamladık, bugün açılışlarını yapıyoruz. Sağlıkta, Eflani İlçe Entegre Hastanesini, Safranbolu Devlet Hastanesi ek binasını, Emniyet Müdürlüğümüzün ve çeşitli kurumlarımızın hizmet binalarını da bugün resmen hizmete açıyoruz.  TOKİ, Soğuksu’da ve Kılavuzlar’da 640 konut inşa etti. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız, il genelinde 23 trilyon liralık altyapı yatırımı yaptı. Kültür Bakanlığımız Karabük Kültür Merkezi binasını tamamladı. Karabük genelinde çeşitli bölünmüş yol, il yolu ve devlet yolu projeleri bitirildi. Bu hizmetlerin de resmi açılışlarını bugün burada yapıyoruz.

Karabük Belediyesi’nin, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın desteğiyle inşa ettiği Şehir Kütüphanesi’nin, Eskipazar Belediyesi’nin Gençlik ve Kültür Merkezi’nin açılışını da buradan gerçekleştiriyoruz. Karabük Üniversitemiz, İlahiyat Fakültesi binasını ve Öğrenci Sosyal Yaşam Merkezi’ni, AR-GE binası laboratuvarını tamamladı, bunları da hizmete açıyoruz. Kardemir, sadece Karabük’ün değil, ülkemizin gururu bir sanayi kuruluşumuz.

Bu vesileyle, Kardemir tarafından ülkemize kazandırılan ve toplam yatırım bedeli 599 trilyon lirayı bulan çeşitli tesislerin ve fabrikaların resmi açılışlarını da buradan gerçekleştiriyoruz.

Tüm bu eserlerin, hizmetlerin Karabük’ümüze, ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Şunu açıkça ifade etmek istiyorum; 12 Yıllık hizmet sürecimde sadece Karabük’ümüze yaptığımız toplam yatırım ne biliyor musunuz? 4 katrilyon lira. Karabük’ümüzün 123 yıl önceki halini düşünüyorum. Bugün de helikopterle Karabük’ün üstünde dolaşırken geldiği noktayı düşünüyorum.

Bu yatırımların şehrimize ve ülkemize kazandırılmasında emeği geçen tüm  kurumlarımızın, belediyelerimizin, Kardemir’imizin yöneticilerini, bu çalışmalarda görev alan işçisinden mühendisine herkesi tebrik ediyorum.

Tabii Filyos Projesini unutmuş değiliz. Bir takım hukuki engeller yüzünden proje gecikti. Ama, şundan emin olun, adım adım takip ediyorum. Filyos, sadece bu bölgenin değil tüm Türkiye’nin projesi.  Bu projeyi hayata geçirmekte kararlıyız.

Değerli Kardeşlerim,

Biliyorsunuz bu yıl Çanakkale Savaşları’nın 100’üncü yıldönümü. 18 Mart’ta, Deniz Zaferimizin 100’üncü yıldönümünü Başbakanımızın Çanakkale’deki törenlere katılımıyla gerçekleştirdik. 24 Nisan’da da Kara Savaşları’nın 100’üncü yıldönümünü, dünyanın dört bir yanından gelen dostlarımızla birlikte, devlet başkanları, hükümet başkanları,bakanlar ile kapsamlı bir programla yad edeceğiz.

23 Nisan’da İstanbul’da büyük bir Barış Zirvesi yapacağız. 24’ünde Çanakkale’ye geçeceğiz ve törenleri yapacağız. 25’inde de Avustralya’dan, Yeni Zelanda’dan gelen tüm dostlar orada şafak ayinlerinde törenlerini yapacaklar, bizim gençliğimiz de sabah namazını müteakiben ‘Şafak Yürüyüşü’ yapacak. Sizleri, gençleri şimdiden Çanakkale’ye davet ediyorum.

Çanakkale’nin kahramanları arasında Safranbolulu, Eflanili, Uluslu, Eskipazarlı, Yeniceli; yani Karabüklü tüm kardeşlerimin dedeleri, büyük dedeleri var. Çanakkale’de en büyük kara savaşlarının yaşandığı Kerevizdere’de görev yapan bir 42’nci Alay vardır. Bu Alay, daha önce Balkan Savaşı’nda, Hicaz bölgesinde, Çanakkale’den sonra da Kurtuluş Savaşı’nda çok büyük kahramanlık göstermiş, Gazi unvanı almış bir Alaydır.  Kerevizdere’de, kendilerinden katbekat güçlü düşman karşısında fedakarca savaşan bu Alay, bine yakın şehit, 2 bin 500’e yakın yaralı verdi. Bu Alay’ın askerlerinin çoğunluğunu kimler oluşturuyordu biliyor musunuz? Evet… Bu Alay’ın önemli bölümü, Karabük’ten, Karabük’ün ilçelerinden, bu bölgeden gelenlerden oluşuyordu. Savaş sonunda binlerce mevcudundan geriye sadece 7-8 kişinin kaldığı bu Alayın kahramanlığı, gurur tablolarımızdan biri olarak tarihteki yerini almıştır.

Bu gazi Alay’ın kahraman askerlerinin torunları olan Karabük’e, Karabüklü kardeşlerime, bir kez daha saygılarımı, hürmetlerimi sunuyorum. Sizlerin dedeleri, ataları Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşımızda;

“Kim Bu Cennet Vatanın Uğruna Olmaz ki Feda?

Şüheda Fışkıracak, Toprağı Sıksan Şüheda.

Canı, Cananı, Bütün Varımı Alsın da Hüda,

Etmesin Tek Vatanımdan Beni Dünyada Cüda.” diyerek ifade ettiği şekilde, gül bahçesine girer gibi toprağa düştüler.

Belki pek çoğunun mezarı bile yok. Belki pek çoğunun bugün ismi dahi bilinmiyor. Ama onların her biri bu milletin gönlünde ebediyete kadar yaşayacak. Onlar, şehitlik mertebesine ulaşarak, hem bu dünyadaki, hem de öteki dünyadaki en büyük makama, şana, şerefe kavuştular. Türkiye’de bugün özgürce yaşıyorsak, asla ümitsizliğe kapılmayan, canı pahasına mücadeleden asla vazgeçmeyen işte bu atalarımızın, dedelerimizin sayesindedir. Bugün olduğu gibi, o dönemde de mücadeleden korkanlar vardı. Çözümü, kendilerince büyük güçler olarak gördükleri devletlerin kanatlarının altına sığınmakta görenler vardı. Osmanlı’nın yenilgiler zincirinin artık kırılamayacağını düşünenler bulunuyordu. Bunlar, kendi ülkelerine, kendi milletlerine olan inançlarını kaybetmişlerdi. Ama Karabük’teki, Samsun’daki, Trabzon’daki, Erzurum’daki, Yozgat’taki, Konya’daki, Bursa’daki; velhasıl Anadolu ve Rumeli coğrafyasının her köşesindeki insanımızın yüreğindeki inanç asla sönmedi.

Bu dönemdeki zaferlerimize bakın, Çanakkale’ye, Kut’ül Amareye, Kurtuluş Savaşına bakın. Anadolu ve Rumeli insanı yanında, Gazze’den, Halep’ten, Kudüs’ten, Kerkük’ten, Musul’dan, Balkan ve Kafkasya coğrafyasının her köşesinden kardeşlerimizin oralarda omuz omuza mücadele verdiğini görürsünüz.

Kendilerini güya aydın sayan birileri işgale, mandaya razı olmuşken, bizim dedelerimiz, atalarımız, şartlara, zorluklara bakmadan 7 düvele meydan okumaktan çekinmediler. “Ölürsek şehit, kalırsak gazi” diyerek, cepheden cepheye koştular. Analarımız ne dedi o zaman?  “Git evladım, git, ya gazi ol ya şehit” dediler. Biz böyle bir milletin evlatlarıyız. O evlatlar verdikleri mücadelenin o günün değil, , bin yılın hesaplaşması olduğunu çok iyi biliyorlardı. Çünkü onlar, bu mücadelenin basit bir kavga değil, bir medeniyet davası, bir istiklal ve istikbal mücadelesi olduğunu biliyorlardı.

Yahya Kemal bunu nasıl tarif ediyor?

“Şu Kopan Fırtına Türk Ordusu’dur Yarabbi!

Senin Uğrunda Ölen Ordu Budur Yarabbi!

Ta ki Yükselsin Ezanlarla Müeyyed Namın,

Galib Et, Çünkü Bu Son Ordusudur İslam’ın!”diyordu. bu millet böyle inanmıştı. Böyle inandığı için de Seyit Çavuş, işte o zaman 250 kiloluk mermiyi ‘Ya Allah’ deyip kaldırıp, topa yerleştiriyor ve düşmanların en büyük gemisini Çanakkale’nin dalgalarına gömüyordu. Buralara öyle durup, dururken gelinmedi.”250 kiloyu nasıl kaldırır” “İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür. İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür” mesele bu.

Bizim dedelerimiz, atalarımız işte bu son ordunun şanlı neferleridir. Allah onlardan razı olsun. Allah mekanlarını cennet eylesin.  Allah, bizlere ve bizden sonraki nesillere, onlara layık evlatlar olmayı nasip eylesin.

Değerli Kardeşlerim,

Dün olduğu gibi bugün de, maalesef, ülkesine güvenmeyenler, milletine sırtını dönenler olduğunu görüyoruz. Türkiye, 2023 hedefleri doğrultusunda azimle, kararlılıkla yürürken, yoluna taş koymaya çalışanlar, treni raydan çıkarmaya çalışanlar var. Aradan geçen 100 yıla rağmen Çanakkale’deki mücadeleyi hala anlamamış olanlar veya yanlış anlayanlar olduğunu üzüntüyle müşahede ediyorum. Ben, 42’nci Alayın kahramanlarının çocukları olan, torunları olan sizlerin, tüm bu gerçekleri gördüğünüze, tüm bu oyunların farkında olduğunuza inanıyorum.

Bakınız, benzer kaynaklardan beslenen iki ayrı yapı, Türkiye’nin son 12 yıldaki kazanımlarına saldırıyor. Kimi silahla, molotofla, çatışmayla, tedhişle, huzuru tehdit ederek bunu yapıyor. Kimi de daha sinsice yöntemlerle, devletin içine sızarak, insanların haklarını gasp ederek, en ulvi duygularını istismar ederek aynı gayeye hizmet ediyor. Amaç aynı.

Türkiye’yi, yeniden istikrarsızlığın, güvensizliğin, çatışma ortamının içine sokarak, hedeflerinden uzaklaştırmanın peşindeler. Muhalefet de bunlara çanak tutuyor. Dikkat etmenizi istiyorum. Dünyanın neresinde ülkemizin aleyhine, milletimizin aleyhine bir söz söylenmişse, bir iş yapılmışsa, bu iki yapı ve muhalefet hemen peşine takılıyor, aynı şeyleri tekrar etmeye başlıyor. Hatta bu kadarla da kalmıyor, dünyanın dört bir yanında Türkiye karşıtı bildiriler yayınlatıyor, mektup yazıp ülkelerini oralara şikâyet ediyorlar. Yabancı gazetelere sayfa, sayfa ilanlar veriyorlar, ülkemiz aleyhinde. Neymiş, Türkiye’de özgürlük yokmuş. Elinize, dilinize dursun, el insaf.  Sırf Cumhurbaşkanı düşmanlığı adına, sırf Hükümet düşmanlığı adına kendi ülkesine ve milletine düşmanlık edenlerin safına katılmak, bu koronun içinde yer almak ne demek. Böyle şey olur mu? Altını delmeye çalıştığınız bu geminin içinde siz de varsınız. Bu ülkenin gördüğü her zarardan, siz de payınıza düşeni alacaksınız. Siyaset başka bir şey, ihanet başka bir şey… Hizmet başka şey, hainlik başka şey… Demokrasi başka, ülkeyi ve milleti bölmeye çalışmak başka şey…

Dosyalar açıldıkça bakıyorsunuz imamları ile beraber kaçıyorlar. Madem suçunuz yok, niye kaçıyorsunuz. Niye? Çünkü Pennsylvania’daki 1999’da öyle kaçtı. Davet ettim, gelmedi. Siyasete sonuna kadar saygımız var, ama ihanete asla tahammülümüz yok. Biz, bunların gerçekten hizmet ettiğini sanıyor, onun için de elimizden gelen desteği veriyorduk. Hizmet edene saygılıyız, ama haine asla.

Demokrasi talebinin sonuna kadar arkasındayız, ama bölücülüğe asla rıza gösteremeyiz. Aradaki çizgiyi karıştırırsanız, kendinizi maşeri vicdanda hesaba çekilirken bulursunuz.

Cumhurbaşkanı olarak benim konumum, Türkiye’deki 78 milyon insanımızın tamamının hakkını, hukukunu savunmayı gerektiriyor.  Bunun için ne yapmam gerekiyorsa onu yaparım, kimseden de çekinmem.  Ben bugüne kadar daima milletimin yanında oldum, şimdi çıkmışlar diyorlar ki “Cumhurbaşkanlığı yenine aykırı hareket ediyor, tarafsız davranmıyor.” Ben bir partinin tarafı olduğumu ifade etmiyorum. Milletimin tarafı olduğumu ifade ediyorum. Ama bunlar bunu anlamayacak kadar siyaseti de bilmiyorlar.

Çözüm Süreci’ni başlatan ve bu aşamaya kadar getiren bu kardeşiniz. Nasıl başladık buna? Demokratik açılım, diye başladı. Bu birinci kademeydi. İkinci kademe Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi olarak devam etti. Üçüncü kademe çözüm süreci olarak devam ediyor. Ben , bunun dışında olmam mümkün değil. Şimdi de diyorum ki, elinde silah olanlar eğer çözüm süreci konusunda samimiyseler, IRA gibi onlar da silahlarını betona gömsünler. Ellerinde silah çözüm süreci olmaz, bununla kimseyi aldatamazsınız.

Ve 7 Haziran seçimlerine giderken yine o silahlarla mezraları, köyleri, beldeleri, velhasıl halkımızı tehdit ederek Parlamentoya girmek, bu demokrasi değildir. Bugün burada bir sorun varsa, sözlerini tutmayanlar, milleti aldatmaya çalışanlar varsa, elbette bunu çıkıp söyleyeceğim, bunu milletim için söylüyorum, milletimin huzuru için söylüyorum, milletimin refahı için söylüyorum, milletimin birlik ve beraberliği için söylüyorum.

Çatışmadan, kandan, ölümden, acıdan, düşmanlıktan medet umanların, tüm onların karşısında tüm gövdemle durmazsam milletimle aramdaki ahdin gereğini yerine getirmemiş olurum.

Kardeşlerim,

Küçük hesaplarla hareket edenlerin, taşeronluğa soyunanların oyunlarını ortaya çıkarmazsak, vazifemizi yapmış olamayız. Önce samimi olacaksınız, dürüst olacaksınız, hesabi olmayacaksınız, hasbi olacaksınız, hasbi.

Ama bunlar işte fırsat buldukça, bir şey üretemeyince, proje üretemeyince ne yapıyorlar? Cumhurbaşkanı’na laf söylüyorlar., Ben milletimle beraberim, ama bunların kiminle beraber olduğunu gayet iyi biliyorum.

Aynı şekilde paralel devlet yapılanmasıyla en büyük mücadeleyi yürüten birisiyim, burada da bir sıkıntı görürsem elbette gerekli müdahaleyi nereye kadar yapabiliyorsam yaparım.

Ama şunu görmemiz lazım: Buradan himmet diye topladıkları paraları diğer ülkelerdeki lobilere Türkiye karşıtı bildiriler yayınlatmak, aleyhte faaliyetler yürütmek için kullananların oyunlarını tabii ki milletime ifşa edeceğim.

Kardeşlerim,

Milletin iradesine karşı türlü yollarla darbe planları yapanlarla sonuna kadar mücadele edeceğim, bu can bu tende kaldıkça mücadele edeceğim.

Türkiye’yi 2023 hedeflerine ulaştıracak tüm büyük projelerin, ekonomiden dış politikaya kadar uygulanan politikaların hepsinde de 12 yıldır emeği olan bir Başbakan olarak, bundan sonra da Hükümetimizin attığı bütün bu adımlarda yanlarında olacağım, olmaya devam edeceğim.

Bu, asla bir partiden yana olmak değildir. Hükümet devleti yönetir, devleti temsil eder, ben de mademki şu anda Cumhurbaşkanıyım, onların yanında olmaktan başka benim daha keyif verici önemli görevim olamaz. Buralarda bir eksiklik, bir aksaklık, sapma gördüğüm zaman, gerekli uyarıyı arkadaşlarıma yaparım, bu da hakkım ve vazifemdir.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde milletimden ben bir taahhüt vererek oy istedim, ‘Ankara’da yatmayacağım’ dedim, ‘il il dolaşacağım’ dedim, ‘ülke ülke dolaşacağım’ dedim, ‘iş adamlarımızla beraber dolaşacağız’ dedim. Niye? Bizim Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarma hedefimiz var. Sağ olsun milletimiz ne yaptı? Yüzde 52 oy verdi. Karabük ne yaptı? Yüzde 65 oy verdi. Onun için,  sizlere ne kadar teşekkür etsem inanın o kadar azdır.

Bu millete çok çileler çektirdiler. Biz gelirken dikkat ederseniz dedik ki, ‘4 temel taş üzerinde Türkiye’yi yücelteceğiz’; eğitim dedik, sağlık dedik, adalet dedik, emniyet dedik.

Çünkü eğitimde ciddi sıkıntılar vardı, bu milletin evlatları çok zulüm gördü, okulların önünde çok çileler çektiler. Dediler ki; ‘senin başörtün var, giremezsin’. Okumak istiyorum. ‘Giremezsin’. İkna odalarına aldılar, dediler ki, ‘giremezsin’. Ve maalesef tabi aynı acıyı yaşamış bir baba olarak ben milletimin bu acısını hissetmeyeceğim de kim hissedecek?

Kardeşlerim,

Kota koydular, katsayı getirdiler, öyle mi? Ne dediler? Sen meslek liselisin, imam hatiplisin, öyleyse al sana bir katsayı, bağladılar ayaklarına prangayı, istersen yürü, yürüyemezsin. Hamdolsun, şimdi bu prangalar koparıp atıldı mı? Şimdi katsayı var mı? Başörtü sorunu var mı? Herkes rahatlıkla okuluna gidiyor mu? Devlet dairelerinde de çalışıyor mu? Özgür Türkiye budur işte, budur. Sadece kendilerinin çizdiği bir çerçevede belirledikleri başlıklara göre hareket ederseniz özgürlük, ama bunun dışındakileri görmek yok.

Değerli Kardeşlerim,

Hep şunu söyledik 12 yıl: Başı açığıyla, başı örtülüsüyle hepsi bizim kardeşimiz. Bakınız, Rabbimiz yaratılanları ayırmıyor, eşrefi mahlûkat derken, yaratılmışların en şereflisi, derken yaratılmışların en şereflisi kadın, demiyor, yaratılmışların en şereflisi erkek demiyor. Yaratılmışların en şereflisi insan diyor, ayrım yok. İşte bu ayrımı yapmaya kimsenin hakkı yok, onun için Yunus’un diliyle hep konuştuk, yaratılanı Yaratandan ötürü sevdik ve bu yolda böyle yürüdük.

Açık söylüyorum, 10 Ağustos 2014 eski Türkiye’nin geride kalışının miladıdır. Artık yeni Türkiye yolunda ilerliyoruz. Yeni Türkiye için yeni anayasa ve onunla birlikte başkanlık sistemi ertelemez bir ihtiyaç haline geldi.

Bu ülke, ah benim Karabüklü kardeşlerim, bu ülke herkesin verdiğinden 5 fazlasını vaat edip kendisini 5 sente muhtaç edenleri unutmadı. 2002 yılında bu ülkede emeklilerimiz ne alıyordu biliyor musunuz? 65 lira, 150 lira, 250 lira alıyorlardı, bilhassa Bağ-Kur’lunun, SSK’lının emekli maaşıyla geçinebilmesi neredeyse hayaldi, hatırlayın o günleri. Tabii hafıza-ı beşer nisyan ile malul, bunlar hemen unutuluyor. Biz emekli maaşlarını işte bu seviyelerden aldık, bugün ortalama emekli maaşı, ortalamayı söylüyorum bakın, bin 100 lira olduğu bir düzeye getirdik, ortalama. Yeterli mi? Değil. Türkiye güçlendikçe, Türkiye büyüdükçe, Türkiye zenginlikçe bundan emeklilerimiz de paylarına düşeni alacaklardır. Bunun için daha çok çalışmaya, daha çok yatırıma, daha çok üretmeye, daha çok ihracata ihtiyacımız var.

Ama bakıyorum birileri meseleyi yanlış anlamış. Ben proje geliştirin diyorum, bunlar hemen, affederseniz, palavraya sarılıyor. Ben millete gidin, diyorum, bunlar notere gidiyor, notere. Noter burada ya, millet, millete gideceksin millete.

Siyasette sözünüzün değeri itibarınız kadardır. Bakın, sözünüzün değeri itibarınız kadardır. Eğer sizin sözünüz millet nezdinde muteber değilse, noterden senet, bankadan çek de getirseniz bir hükmü olmaz, öyle mi? Aynı şekilde ben başkanlık sistemi dediğimde de, hemen işi diktatörlüğe, tek adamlığa döküyorlar. Çünkü bunların kültüründe sadece o var, milli şeflik var.

Kardeşlerim,

Seçimle, demokrasiyle, milletin gönlüne girerek, millete hesap vererek, bu milletin yönetilebileceğini akıllarına, hafsalalarına sığdıramıyorlar. Geçtiğimiz 12 yılda 7 seçim ve 2 referandumda kafalarını hep duvara vurdular, hala bunların öğrenemediler. Ama öğrenecekler, artık kaç seçim, kaç referandum sonra öğrenecekler bilmiyorum, ama öğrenecekler. Ya demokrasi içinde mücadele etmesini ve yapabiliyorlarsa kazanmasını öğrenecekler, ya da kendilerinden öncekiler gibi tarihin tozlu sayfalarındaki yerlerini alacaklar.

Türkiye darbe dönemlerini, vesayet dönemlerini artık geride bıraktı. Yeni Anayasa ve başkanlık sistemiyle koalisyonlar, belirsizlikler dönemini de artık geride bıraktı.

Bu şekilde ülke olarak zamanımızı ve enerjimizi gereksiz yere heba eden çekişmelerden kurtulacağımıza inanıyorum. Güçlü bir başkan ve güçlü bir meclisle hedeflerimize daha hızlı yol alacağımıza, daha etkili sonuçlar elde edeceğimize inanıyorum. Mevcut sistem, bizi ancak buraya kadar getirebildi, şimdi patinaj başladı. İşte bu patinajı sona erdirebilmek için başkanlık sistemi. Daha ötesi için nefes tazelememiz, onunla birlikte sistemi yenilememiz gerekiyor. 10 Ağustos’ta bu sürece girdik. Şimdi yapmamız gereken 7 Haziran’da bunu tamama erdirmek. Şöyle: 400 milletvekiliyle yeni anayasa ve başkanlık sistemi meselesini süratle halledebilirsek, 2023 hedeflerine ulaşmakla kalmaz, 2053, 2071 vizyonlarımızı da şekillendirmeye başlarız.

Kardeşlerim, bunun için tabii koşmak gerekiyor değil mi, bunun için çalışmak gerekiyor değil mi? Şimdi ben Karabük’e soruyorum; Karabük, yeni Türkiye’ye hazır mı? Maşallah. Karabük, yeni anayasayı istiyor mu? Karabük, başkanlık sistemini destekliyor mu? Karabük, 7 Haziran’da bu işi bitirmeye kararlı mı? Maşallah, barekallah.

Allah birliğimizi, beraberliğimizi, uhuvvetimizi güçlendirsin diyorum. Onun için tek millet diyorum, onun için tek bayrak diyorum, onun için tek vatan diyorum, onun için tek devlet diyorum. Mutabık mıyız? Anlaştık mı?

Açılışını yaptığımız eser ve hizmetlerin bir kez daha Karabük’ümüze hayırlı olmasını temenni ediyorum. İlginiz için, sevginiz, coşkunuz için, her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Allah’a emanet ediyorum.''



    Yorumlar

Tümü Anket
İDAM yasası çıksın mı?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Arşiv