Suriye Haçlı Kuşatması Altında
Milat-Sabri Gültekin


Georges Tate bugün yaşasaydı, kitabına şu anda Haçlı Seferleri’nin 9’ncusunun cereyan ettiği Suriye’deki insanlık dramını da ileve ederdi. Çünkü her seferinde olduğu gibi yine Kudüs’e giden yol Suriye’den geçiyor.


DÜN Amin Maalouf’la yaptığım yakın tarih okumasını bugün de Georges Tate ile derin tarih bağlamında devam ettireceğim. Konuya “neden-sonuç” değil, “sonuç-neden” ilişkisi ile bağlayacağım. Yaşanan olaylar bağlamında Maalouf’un “Çivisi Çıkmış Dünya”sını sonuç olarak değerlendirirsek, Tate’nin “Haçlı Seferleri Zamanında Doğu” isimli eserini de neden olarak ele almak gerekir.

Jules Michelet Haçlı Seferleri için, “Çok uzun zaman önce o iki kız kardeş, insanlığın o iki yarısı, Avrupa ile Asya, Hıristiyan diniyle Müslüman dini birbirini göremez olmuştu. Derken Haçlı Seferleri onları yeniden karşı karşıya getirdi ve bakıştılar. İlk bakış korkuyla doluydu” diyor. Bu korku dolu bakışlar sulhu olmayan nefret ve kan davasına dönüştü. Ve hâlâ ilk günkü şiddetiyle devam ediyor.
 

Katliamlar İsa adına yaptırılmış

1096’da, Papa 2. Urbanus’un çağrısı Hıristiyan âlemini seferber eder. Godefroi de Bouillon’dan Aziz Louis'ye dek, her sınıftan Batılılar iki yüzyıl boyunca Kutsal Topraklar’ı ele geçirip savunmak için Haçlı Seferleri’ne katılırlar. Bunun altında yatan neden dinsel duygular mıdır, yoksa siyasal düşünceler mi? İsa adına, önlerine çıkanı kılıçtan geçirir, İznik’i, Antakya’yı, Sur’u, Kudüs’ü alır, Doğu Latin devletlerini kurarlar.

Müslümanların gözünde, bu durum barbarca bir saldırıdır. Emir Zengi’yle oğlu ve ardılı Nureddin cihad ilan eder. Frankların yenilmezliği söylencesi sona erer. Mısır ve Suriye Sultanı Salâhaddin Eyyûbî 1291’de Kutsal Topraklar’dan kesin olarak kovulan Batılılara ölümcül bir darbe indirir.

Saint-Cloud Ecole normale supérieure mezunu ve Enstitü’nün muhabir üyesi olan Georges Tate(1943-2009), Yapı Kredi Yayınları arasında çıkan Haçlı Seferleri Zamanında Doğu isimli eserinde, Doğu ve Batı dünyasının bu karşılaşmasının aşamalarının izini sürüyor.

 

Fitne ateşi hâlâ yanıyor

Kuzey Suriye’deki Suriye-Fransa Arkeoloji Kurulu’nu da yöneten tarih ve arkeoloji profesörü Georges Tate eserinde, Arap ve Batı minyatürleri, mimari kalıntılarla, resimlerle, Kutsal Toprakları ele geçirmek üzere çıkılan 8 Haçlı Seferi’nin acılı tarihinin gen haritasını çıkartmış. Frankların gerek coşkusunu, gerek haksızlığını ortaya koyan 180 belgeyle döneme kaynaklık edecek bir araştırma ortaya koymuş.

Tate bugün yaşasaydı, kitabına şu anda Haçlı Seferleri’nin 9’ncusunun cereyan ettiği Suriye’deki insanlık dramını da ileve ederdi. Çünkü her seferinde olduğu gibi yine Kudüs’e giden yol Suriye’den geçiyor. Ve bu fitnenin değdiği her şeyi kül eden ateşinden kurtulmanın yolu, Amin Maalouf’un “Çivisi Çıkmış Dünya”sındaki önermelerini dikkate almaktan geçiyor.

 

SEFERLERİN SEYİR DEFTERİ

Haçlı Seferleri’nin kazanan ve kaybedenleri

 

HAÇLI SEFERLERİNİN EŞİĞİNDEKİ AKDENİZ DÜNYASI

11. yüzyılda, Doğu, gerek Bizans, gerek Müslüman âlemi düzenli, zengin, parlak ve güçlüdür, oysa Batı yoksuldur, kırsallığa gömülüp kalmış, siyasal birlikten yoksundur. Bununla birlikte yüzyılın sonunda, Türk fethi ve Batı’daki uyanış durumun değişeceğini gösterir.

 

İLK HAÇLI SEFERİ VE DOĞU’DAKİ LATİN DEVLETLERİNİN KURULMASI

Papa 2. Urbanus’un girişimiyle gerçekleşen ilk Haçlı Seferi’nin sonunda Kudüs alınır, dört Latin devleti kurulur. Haçlıların başarısının nedeni coşkuyla savaşmaları ve Müslüman âleminin bölünmüş durumda olmasıdır. (Tıpkı bugünkü gibi.)

 

DOĞU’DAKİ LATİN DEVLETLERİ EN PARLAK GÜNLERİNDE

Doğu’daki Latin devletleri güçlerini derebeyliğin Kudüs kralına, öteki devletlerin dük ve kontlarına boyun eğmesini sağlayan kurumlar üstünde temellendirir. Ama iktidarlarının yerel toplumlarda kök salmasını sağlayamazlar.

 

ZENGİ, NUREDDİN VE SURİYE’NİN BİRLEŞMESİ

Zengi’yle oğlu ardılı Nureddin cihad adına Urfa Kontluğu’nu ele geçirip Müslüman Suriye’yi birleştirirler. İkinci Haçlı Seferi başarısızlıkla sonuçlanır. Nureddin, Müslüman Suriye’yi bugüne dek eşine rastlanmayan bir güce, zenginliğe ve kültüre düzeye taşır. Selahaddin de onun adına Mısır’ı ele geçirir.

 

SELAHADDİN’İN ZAFERİ VE AYAKTA KALAN LATİN DEVLETLERİ

Nureddin’in ölümünden sonra, Selahaddin kendini Suriye ve Mısır’ın efendisi olarak kabul ettirir. Franklara karşı savaşı büyük ölçekte yeniden başlatıp, Hittin Savaşı’nda ezer onları. Latin devletleri bir süre daha varlıklarını sürdürüp, 1291’de yok olurlar.


 

TANIKLAR ANLATIYOR

Papa Tanrı’dan yetki almış!

 

PAPA  2. Urbanus Clermont Konsili’nde, 27 Kasım 1095’te bir piskopos ve rahip topluluğunun önünde ilk Haçlı Seferi için çağrı yaparken şu ilginç ifadeleriyle dikkat çekiyor: “Doğu ülkelerinde yaşayan ve daha önce de sık sık yardımlarımızı isteyen kardeşlerinizin yardımına koşmanız gerek... Türkler kiliseleri yıkıyor; Tanrı’nın krallığını yağmalıyorlar... Bunu burada olanlara söylüyorum, burada olmayanlar da duysun: İsa böyle buyuruyor.. Bu amaçla gidip yolda, ister karada, ister denizde ölecek olan ya da kafirlerle savaşırken yaşamını yitirecek olan herkesin günahları bağışlanacak. Tanrı’nın bana verdiği yetkiyle bu yolculuğa katılanları bağışlayacağım...” (Fulcherius Carnotensis)

 

Franklar cesetleri yiyorlardı

Maarretü’n-Numan’ın alınışı sırasında yaşanan vahşet ise söyle anlatılıyor: “Bizimkiler kente girdi, evlerde yada gizli yerlerde bulabildikleri değerli her şeyi yağmalıyorlardı. Gün doğunca, erkeği kadını, nerede bir düşman bulsalar, kılıçtan geçirdiler. Kentin Sarazen cesetleriyle dolu olmayan tek bir köşesi kalmamıştı, kent sokaklarında cesetlerin üstüne basmadan güçlüklü yürünebiliyordu... Franklar o kentte bir ay dört gün boyunca kaldılar, derken Orange Piskoposu öldü. Bizimkilerin arasında gerek orada o kadar uzun süre kalmalarından, gerek beslenmenin güçlüğünden ötürü gereksiminlerini karşılayamayanlar oldu, çünkü kent dışında hiçbir şey yakalayamıyorlardı. Bunun üstüne, cesetleri kestiler, çünkü cesetlerin karınlarından sikkeler çıkıyordu; bazıları da etleri dilim dilim kesip, yemek pişiriyordu...” (Histoire anonyme de la premire croisade)

 

Baronlar cehennemin dibini boyluyor

KÂTİBİ, Selâhaddin’in Kudüs’ü geri alışını şu şekilde anlatıyor: “...Templier Şövalyeleri avaz avaz bağırıyor, baronlar cehennemin dibini boyluyor. “Biraderler” ölümden kaçamıyordu. Atılan taşlarla hedefler arasına hiçbir şey giremiyordu; iki tarafta da arzunun ateşi tutuşturuyordu. Yürekleri; yüzler silahların öpücüklerine uzanıyor, eller kınlarından çekilmiş kılıçların saplarını kavrıyor, ruhlar kendilerini bütünüylü koyuvermek isteğiyle soluğun yavaşladığından yakınıyor, mancınıkların tablalarından atılan taşlar surları temellerinden yıkıyor, mazgalların dişlerini kırıyordu... Düşman dağıldı, safları bozuldu, hendek aşıldı, saldırı başladı: Müslümanlara zafer, kâfirlere ölüm göründü...” (İmadeddin)

Salâhaddin’in cömertliği ve yiğitliği

Kâtibi Bahaeddin İbn Şeddad, Selâhaddin Eyyubi’yi anlatıyor: “Peygamber der ki: ‘Cennet cömertler yurdudur’, Selahaddin’in cömertliği de burada anlatmamıza gerek olmayacak denli ünlüydü: Şöyle genel hatlarıyla değinmekle yetineceğim. Elinde onca mal mülk varken, öldüğünde hazinesinden yalnızca kırk yedi Nasıri dirhem, bir de ağırlığını bilmediğim bir Sur altını külçesi çıkmıştı... Selâhaddin görüp görülebilecek en yürekli adamlardandı, hiçbir şey korkutamazdı gözünü. Onu hiç durmaksızın destek ve yardım alan kalabalık Franklara karşı savaşırken görmüştüm de ruhunun gücü katlanıyor, direnci daha da pekişiyordu...”
Anahtar Kelimeler:
Suriye Haçlı Kuşatması
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.